İstanbul – İlkbahar 2009
7.07.09 # 9:30 # Hayatın İçinden # 4 Yorumİş yoğunluğu, 2.çeyrek sonu telaşı derken uzunca bir süredir yazmaya vakit bulamamıştım ki, artık bu gidişe (daha doğrusu gitmeyişe) bir son vermenin zamanı geldi. Uzunca bir süredir aklımda olan İstanbul ziyaretine ilişkin yazımla sahalara geri dönüyorum.
Bu seferki İstanbul yolculuğum iş gezisi niteliği taşıyordu ve Pazartesi – Cuma arası 5 iş günümü alacak toplantıları içermekteydi. Ancak, öncesi ve sonrasındaki hafta sonu kendime vakit ayırarak eş dost buluşmaları yapabilmem “Hem ziyaret hem ticaret” atasözüne uygun bir gezi yapmamı sağladı. Biraz uzak kalındığında İstanbul kendisini şiddetle özlettiğinden, her seferinde – belki de beklentilerimi çok yükselttiğimden – beni hayal kırıklığına uğratan yanları olmuştu. Bu kimi zaman trafik, kalabalık, aşırı sıcak gibi kronik etkenlerden olabilirken, kimi zaman da turist olarak İstanbul’a gelen herkesin yaşayabileceği türlü olumsuzluklar yüzünden kaynaklanabiliyordu. Ancak bu sefer özlediğim İstanbul ile yaşadığım İstanbul’un bire bir örtüştüğünü söyleyebilirim. Birkaç konu başlığı altında bu geziyi özetlemek gerekirse:
Yemekler
“Siz Türkler, öğünlerde yemek yiyorsunuz, diğer zamanlarda da bir sonraki öğünde ne yiyeceğinizi ya da geçmişte yediğiniz çok güzel bir yemeği konuşuyorsunuz. Dolayısıyla hayatınız yemekten ibaret” yorumu yapan sevgili Belçikalı arkadaşımı doğrularcasına, her Türkiye ve(ya) gezisinde olduğu gibi yemek en önemli konulardan bir tanesiydi. Misafirlik ünvanına da sahip olmanın getirdiği avantajla evde özenle hazırlanan kahvaltılardan, öğleden sonra çay, börek pasta seanslarına, sonra dışarı çıkılarak Dublin’de “Bu yok, şu yok…” motivasyonuyla hücum edilen restoranlara kadar yemek kısmı her zamanki gibi harikaydı. Akşam yemeklerinin eksiksiz bir şekilde dışarıda ve önceden seçilmiş iyerlerde yenilmesine tabi ki dikkat edildi.
Beşiktaş
Hiç planda olmayan ama ikinci sırada olmayı savaşarak hakeden diğer önemli olay ise Beşiktaş’ın 2008-2009 sezonundaki şampiyonluğunu ilanı oldu. Şampiyonluk maçının olduğu günün sabahı başlayarak tam 3 gün boyunca (buradaki ‘tam’ kelimesi pekiştirme amacı taşımamakta, olayın bizzat kendisini tanımlamak için kullanılmıştır.) Beşiktaş ve Taksim arasındaki Çarşı, Köyiçi, Kazan ve önündeki meydan, İstiklal Caddesi alanlarında yoğunlaşan sevgi gösterileriyle yer yer İstanbul sakinlerine sıkıntılı anlar yaşatsa da hatırlamaya değer anlar olarak tarihe geçti. Maçın bir gün sonrasında Taksim’den Bostancı dolmuşlarına bindiğimde bu olayla bağlantılı olarak ilginç bir enstantane de yaşadım. Tam Kazan’ın önündeki yola yaklaştığımızda şöför arkadaşımız şöyle dedi: “Bu sefer de yolu kapatırlarsa ayağımı gazdan kesmeyeceğim. Şahitsiniz kesersem namerdim.” Neyse ki yol kapanmadı da sağ salim Bostancı’ya vardık.
Bu arada Çarşı demişken, Çarşı’nın fazla kiloya da karşı olduğunu öğrenmiş oldum.

İstiklal Caddesi, Eylemler, Ara Sokaklar
İstiklal Caddesi her zamanki gibi çok güzeldi. Artık uzak kaldığımdan mıdır, yoksa üniversite yıllarına – ki en güzel yıllar diyebiliriz kolaylıkla – ilişkin anıların İstiklal Caddesi’nde yoğunlaşmasından mıdır bilinmez, İstiklal Caddesi’ni halen İstanbul’da yaşayan arkadaşlardan daha fazla sevdiğimi hissettim. Günün değişik saatlerinde yapılan eylemler nedeniyle zaman zaman Galatasaray Lisesi taraflarında polis caddeyi geçişe tamamen kapattı, böylece Nevizade’ye inmek için ara sokakları kullanarak yarım çember çizmek durumunda kaldığımız anlar oldu. Ara sokaklarıyla, sokak müzisyenleriyle, grafitileriyle ve tabi ki arkadaş sohbetleriyle çok iyi geldi İstiklal Caddesi bana.
Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul
Gitmişken tepeden bakmamak olmazdı
Yazılar RSS
Yorumlar RSS
ben de ilk olarak yemekler bölümünde baktım bilinçsizce.. belçikalı arkadaşın dediklerini okuyunca anladım neden buraya baktığımı
yalnız yeni rakı bardaklarında efe rakı olması dikkatimi çekti.. olmaz..bardağa yazık..
tekirdağın yeni rakısından şaşmamak lazım..
Evet haklısın, zaten fotoğraf çekerken de bu hassasiyetimi Yener, Volkan ve Kenan’a da iletmiştim. Bir dahaki sefere eksik parçayı da tamamlarım
Ah istanbul, bende 8 senedir yurt disindayim, eskiden hayatta ozlemem falan derdim, arada bir gidiyorum her sene insallah eylulde tekrar gidicem, seneler gectikce ozlem artiyor valla en son gittigimde yeri opecektim gercekten. Taksidede “celik oyle bir gecer zaman ki” caldi ucaktan iner inmez kopruden o sarkiyla gectim gozlerim doldu. Kesin donus yakin memlekete. Cekilmiyor disarlari artik, Saol yazi icin Can damarima bastin.
Çarşı kendine de karşı!!!